HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTİM
Seni, anlatabilmek seni.
İyi çocuklara, kahramanlara.
Seni anlatabilmek seni,
Namussuza, halden bilmeze,
Kahpe yalana.
Ard- arda kaç zemheri,
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
Dışarda gürül- gürül akan bir dünya...
Bir ben uyumadım,
Kaç leylim bahar,
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayım,
Bir o yana
Bir bu yana...
Seni bağırabilsem seni,
Dipsiz kuyulara,
Akan yıldıza,
Bir kibrit çöpüne varana,
Okyanusun en ıssız dalgasına
Düşmüş bir kibrit çöpüne.
Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
Yitirmiş öpücükleri,
Payı yok, apansız inen akşamlardan,
Bir kadeh, bir cıgara, dalıp gidene,
Seni anlatabilsem seni...
Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum, kapama gözlerini...
Ahmed ARİF
Ahmet Arif, bu şiiri içinde büyütüp yeşerttiği sevdası Leyla Erbil’e yani ''Leylim Leylim'' ine yazmıştır. 1954 ile 59 arasında ve en son 1977'de olmak üzere altmışın üzerinde mektup göndermiş.
* * *
İkili tanıştıklarında Leyla Erbil de Ahmed Arif gibi yalnız. O dönemde mektuplar daha bir flörtöz havada. Ama araya üçüncü kişilerin neden oldukları yanlış anlamalar ve uzaklaşmalar girmiş. O ara Leyla Erbil eşi Mehmet ile tanışmış. İkili arasındaki anlaşmazlıklar halledildiğinde Leyla Hanım evlilik kararını almış çoktan...
Leyla Erbil, bir başkasıyla evlendiği halde; o yine ona mektuplar yazmaya devam etmiştir...
* * *
* * *
Öyle bir yere oturtmuş ki genç kadını, neredeyse bir Tanrılaştırma söz konusu. Ki bunu Ahmed Arif de kabul ediyor. Leyla Hanım evlenip Ankara’ya yerleşiyor. Birbirlerinin sanatları üzerine etkileri de göz ardı edilemeyecek cinsten. Ahmed Arif zaten yazdığım tüm dizelerde sen varsın demeye getiriyor. Yine de neticede bir şeyler olmamış, olmamış…
* * *
Leylâ Erbil bu mektupları yaşamının son günlerine kadar özenle saklamış. Hastalığının ağırlaşmaya başladığı, belki de pek fazla ömrünün kalmadığını fark ettiği günlerde bu mektupları günyüzüne çıkartmaya, bastırmaya karar vermiş.
“Onun gibi bir adamın, büyük bir şairin yazdıklarının basıldığını niye görmeyeyim” diye düşünüyormuş. Mektupların kitaplaştığını görmeye ise ömrü yetmemiş.
İşte yazdığı o mektuplardan alıntılar:
- ''Gözlerinden öperim canım. En çok da burnundan. Gülme, ciddi söylüyorum.
Yarı parçan''
- “Canım benim,
Bilir misin, ‘canım’ dediğimde içimden canımın çıkıp sana koştuğunu duyarım hep.”
- “Öpüyorum ama doyamıyorum. Mutluluk ya da cehennem bu galiba. Sana doymak, korkunç ahmaklık olur. Hadi gel …”
- “Seni cehennem bir hasretle öperim.”
- “Benim her şiirimde varsın ve olacaksın. Ama dünyanın en dehşet şiiri bile ‘Sen’ olamaz. Bunu yaşamak gerek. En asıl gerçek bu işte.”
Aynı mektubun sonu...
- “Hasretle canım. Öperim. Seni hasret ile öperim. Yiğit kızım benim. Mert ve kahraman kardeşim. Hasret ile...”
Büyük bir aşkı, arkadaşlığa, hatta kardeşliğe indiren cümleler... Çünkü sevdiği kadına saygı duymaktadır. Onunla ilgili olan her şeye.

